Ömür Boyu Nafaka Tarafları Zinaya Teşvik Ediyor!

0
51

Düşünen, eli kalem tutan, söz söylemesini bilenler bu konuda birşeyler söyledi ve yazdılar. Ancak nafakanın önemli hem de çok çok önemli tarafına hiç değinen olmadı. Ya kimsenin aklına gelmedi, ya da önemsiz sayıldı. Bariz bir ifadeyle bugüne kadar ömür boyu nafakanın boyutlarını anlatan veya araştıran çıkmadı. Bu nafaka ile zina arasında bağlantı kuran kimse de olmadı.

BU KANUN ALMANYA’DAN İTHAL

Böyle bir kanunun Almanya’da var. Ne zaman yürürlüğe konduğunu bilmiyorum, ama 1980 yılından beri var olduğunu biliyorum.

Evet Almanya’da ömür boyu nafaka kanunu mevcut. Ancak bizdeki gibi değil. Kanun koyucular bu kanunu ithal ederken bir fıkrayı ya unutmuşlar ya da bile bile es geçmişler. Meclisde bu konuda nelerin yaşandığını bilmiyoruz. Ancak bu haliyle çok, ama çok tehlikeli bir kanun olduğunu herkes biliyor.

ALMANYA’DAKİ UYGULAMA

Ayrılan eşlerden biri diğerine nafaka öder. Kim zengin veya çalışıyorsa, fakir olan veya işsiz olan eşe nafaka öder. Nafaka alan eşin kadın veya erkek olması önemli değil. Buraya kadar tamam.

Ancak bundan sonrası bizim kafa yoruyor.

Taraflardan birinin tekrar bir başkası ile evlenmesi nafakanın sona ermesine sebeptir. Kim olursa olsun nafaka ödeyen nafaka ödemekten kurtulur, nafaka alan da nafaka alma hakkını kaybeder.

Almanya’daki durum bu. Bizde böyle bir uygulama yok!

ÖMÜR BOYU NAFAKA ZİNAYA TEŞVİKTİR

Yukarıda belirttiğim gibi, bu kanun Almanya’dan alınmış gibi. Ancak kanun koyucu bu kanunun bazı maddelerini almamış. Özellikle de taraflardan biri veya ikisinin evlenmesinden sonra nafakanın kalktığını belirten fıkra kanundan çıkarılmış. Bu aslında çok büyük bir hatadır.

Fıkranın kanundan çıkarıldığını veya bu şekliyle meclisten geçmesinin çok sakıncalı olduğunu düşünen, kafa yoran bir tek milletvekili bile bu tasarının kanunlaşmasına engel olabilirdi. Demek ki, böyle bir şey vukû bulmamış. Bilinen ve görülen sonuçların hesabını millet olarak ödemeye mecburuz.

Nafaka kanunu, tarafların ikisini birden zinaya sürüklüyor. Ayrılıp nafaka alan kadınlar da, nafaka veren ve mali durumu yüzünden tekrar evlenemeyen erkekler de zina kıskacındadırlar. Hepisi olmasa da büyük bir kısmının sonu iyi gözükmüyor. Bu durumda olan herkes tehlikeli sahada geziniyor.

Zira zamanımızın bekar erkekleri arasından kaç tane Hz. Yusuf, bekar kadınları arasından da Rabia-tül Adeviyye çıkar? Bazılarının bize kızmasına sebep olmamak için soruyu yumuşararak, zamanımızın bekar erkekleri arasında Yusuf olamayan erkek, bekar kadınları arasında da Rabia-tül Adeviyye olamayan kadın yok mu? diye sorabiliriz. Öyle de sorsak, böyle de sorsak sonuç aynıdır.

Bizim kafamızı bu uygulama meşgul ediyor. Her zaman da bizi meşgul edecektir. Çünkü yanlış ve suiistimale açık bir uygulama.

ALLAH’IN DİNİNDE BOŞANAN KADINLARIN NAFAKASI

Kısaca özetlemek gerekirse, şunları söyleyebiliriz:

Boşanan kadının iddet müddeti süresince nafakasını kocasının ödemesi meburidir. İddet müddetinin bitiminden sonra nafakanın devam etmesinin şartı, kadının kocasının evini terketmemesidir.

Ayet-i Kerime’de şöyle buyurulur.

“Boşanan o kadınları, gücünüzün yettiği kadar ikamet ettiğiniz yerin bir bölümünde oturtun. Evleri başlarına dar etmek için kendilerine zarar vermeyin” (et-Talâk, 65/6).

Kadının ayrıldığı erkeğin evini terketmesi halinde nafaka ortadan kalkar.

Tabii bu konu bu kadar kısa değil.

NAFAKA YÜZÜNDEN EVLENEMEYENLER VE EVLENMEYENLER

Nafaka veren bir erkek yeni bir yuvayı kuramıyor. Çünkü gelirinin belli bir oranını ayrıldığı kadına nafaka olarak ödüyor. Çocukları var ve anneleinin yanında kalıyorlarsa, onlar için nafaka ödemek zaten mecburi. Geriye kalanı gelir de kurulması düşünülen yuvaya yetmeyeceğini bilen erkek bir daha evlenmeye cesaret edemiyor. Ömrünü bekar olarak tamamlamaya mecbur kalıyor.

Nafaka alan kadınlardan bir çoğu da nasıl olsa para geliyor diyor ve evlenmiyor…

Bundan sonrasının sonucu ne?

Siz zahmet etmeyin doğrudan ben söyleyeyim. Bunun sonucu ZİNA…

Beşeri kanunun bence çok büyük hatasından dolayı bir tek erkek veya bir tek kadının zinaya düşmesi bile bu kanunların geçersizliği konusunda benim fikrimi değiştirmez. Zarar gören tarafların az veya çok olması hiç önemli değil. Zarar zarardır.

Durum kısaca bu…

İMAM NİKAHI DA DURUMU DEĞİŞTİRMİYOR

Ayrılan kadınlardan bazıları metres hayatını tercih ettiler ve ediyorlar. Toplum da, devlet de bu namussuzluğa göz yumuyor. Bu da ailenin temelini dinamitlemeye yetiyor.

Boşanan kadınlardan bazıları da nafaka hakkını kaybetmemek için kayıt altına alınmayan imam nikahını tercih etmektedirler. Bu durum da yeni bir sahtekarlık yolu ortaya çıkıyor.

Her iki durum da yanlıştır.

Nafaka ödemeye mecbur edilmiş olan erkeklerin büyük bir kısmı yukarıda belirtiğimiz nedenden dolayı tekrar evlenemeyince, zinanın kapısını aralama ile başbaşa kalıyor. Kadınlardan bazıları da nafakayı kaybetmemek için aynı yolu deniyor.

Dedik ya, zamanımızın bekar erkekleri arasından kaç tane Hz. Yusuf, bekar kadınları arasından da Rabia-tül Adeviyye çıkar? Bu ne kadar mümkün?

Ayrıca imam nikahı, resmi nikah ayrımı bu millete yapılan ihanetlerin en büyüklerinden biridir. Bu konunun üzerinde durmak farzdır. Bunu da burada dile getirmiş olalım.

BEŞER ANCAK BU KADARINI BAŞARDI

Nafaka düzenlemesinde Kur’an ve Sünnet dikkate alınsaydı, zarar açılamayacağı gibi, bizleri de huzursuz etmezdi. Batı’dan alındığı haliyle tatbike konsaydı, o zaman bu kadar zarar açmazdı, ama eksik olurdu.

Arkasını ve önünü düşünmeden konulan kanunlar -bir de bu kanun Allahîn kitabına, Rasûlullahîn da Sünnetine uygun düşmüyorsa- bize kıyameti bekletecek, yani tehlikeli sonuçları görmemizi mecburi hale getirecektir.

Bu da beşerin, beşerin omuzlarına yüklediği yük diyelim.

Allah Teâlâ ve O’nun Rasûlü’nün koyduğu sınırları aşınca, başımıza gelmedik bela ve zarar kalmıyor.

ÖMÜR BOYU NAFAKA KALDIRILSIN

Ailenin temeline dinamit koyan, geleceğimiz için tehlike çanlarını çaldıran ve zinaya teşvik eden bu kanun acilen kaldırılmalı. Bunu düşünen, rahatsız olan bir ben değilim. Millete sorulsa bu kanunun kalkmasını isteyenlerin oranı, “olduğu gibi kalsın, böylesi daha iyi” diyecek olanlardan kat kat fazla olacaktır.

Milletini seven, milletten oy alıp meclise giren her milletvekili millet adına kaldırdığı elinden, yani verdiği oydan sorumludur. Nafaka konusunda da hatayı meclis yapmıştır, düzeltmek de yine meclise düşer.

Bizlerin vazifesi de yanlışa yanlış demek, yanlışları göstermek ve yanlışların düzeltilmesini istemektir.

Haksız mıyım?

Yanlış veya haksız olduğum noktalarda beni uyarmayan, hakikati beynime çivileyinceye kadar sesini yükseltmeyenleri nelerin beklediğini bir düşünün.

Selam ve dua ile!..

Muhammed Mücahid Okcu

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here